Anasayfa
AnasayfaİletişimHakkımızda

Namaz dinin direğidir.

...Hadisler...

Insan teninin bir santimetrekaresi 625 tane ter bezi içerir.

...İlginç Bilgiler...

Para nasıl parayı çekerse, başarı da başarıyı çeker.

...Güzel Sözler...

Site İçi Arama

İstatistik

Merhaba,  

20 Şubat 2018
Salı
İyi Öğleler

Toplam Konu Sayısı:17336
Editör Sayısı:2

Islamın Dirilişi Kitabının özeti


Bir yada iki kelime olarak arama yapın.

Yazar: Sezai KARAKOÇ

İSLAM’IN DİRİLİŞİNDE AVRUPA'NIN DURUMU
Avrupa'nın en büyük dramı Asya ve Afrika üzerindeki emperyalist düşünce ve uygulamaları sebebiyle barbar olarak tanınması ve kendini sevdirememesidir. Bundan dolayı Avrupa zekasını tekniğe kaydırmış ve bir “akıl varlığı” haline gelmiştir.
Roma kültürü, Yunan medeniyeti ile Hıristiyanlık ise Roma kültürü ile uyuşmuştur. İslam medeniyeti ise Yunan kültürünü ayıklayarak diriltmiş ve kendi kültürüne katmıştır. Bunun neticesinde Hıristiyan ve Yahudileri İslam’a davet etmiştir. Fakat Avrupa, Endülüs'te olduğu gibi İslam medeniyetini inkar etmeye ve yok etmeye kalkmış ve kendi dışındakilere tabiata bakar gibi bakmıştır.
Avrupa, İslam ülkeleri üzerindeki makyevalist düşünceden vazgeçmedikçe Asya ve Afrika’nın dirilişi karşısında Avrupa Birliği’ni kurmaları kendilerine bir fayda sağlamayacaktır. Bunun için Avrupa İslami gelişmeleri engellemek şöyle dursun, destek olmalıdır. Çünkü dünya barışının sağlanması ve Asya ile Afrika’nın Avrupa’ya karşı intikam duygularını pasifize edilmesi buna bağlıdır. Bir bakıma Avrupa’nın kurtuluşu İslam’dadır.

İSLAM’IN DİRİLİŞİNDE ASYA VE AFRİKA'NIN DURUMU
Asya ve Afrika, Avrupa'nın I. ve II. Dünya savaşlarında kendi içinde ayrılığa düştüklerini görmüş ve diriliş muştuları kurmaya başlamışlardır. II. Dünya savaşından sonra birçok ülke bağımsızlığını elde etmiştir. Bu dirilişin karşısında Avrupa, Amerika hatta Rusya kayıtsız kalmayacak ve daha işin başında iken O’nu yok etmeye çalışacaktır. Bu çatışma içinde uzlaştırıcı bir güce ihtiyaç vardır ki, o da İslam'dır. İslam batının uyanışındaki temel olduğu gibi doğunun batıya karşı da önderi konumundadır. Çünkü;
1-) Çin Medeniyeti ilk çağlarda kurulmuş, kökleri kurumaya yüz tutmuş, köleleşmiş, unutulmuş, mantığı ve kökleriyle kapanmıştır. Yeni Çağ’da bu medeniyetin yeniden dirilişe geçebilmesi için bir senteze ihtiyacı vardır. Bu çağ için başarılı uygulayıcı olan İslam ve batı medeniyeti O'nun  için bir örnektir. Çin medeniyeti duygu nüansları, yeni medeniyetler ise blok hamleler medeniyetidir. Ayrıca, Çin'in bugün sarıldığı Marksist düşüncede sevgiden mahrum, öç alma duygusundan ise taşkındır. Bu ve benzeri sebeplerden dolayı Çin'in mevcut durumu yeni bir medeniyete temel oluşturamaz.
2-) İlk defa yeni bir medeniyet olan Afrika (siyah) ise kuzeyinin İslam medeniyetine dahil olması, nüfusunun çoğunun Müslüman olması İslam ülkeleri ile ekonomi ve coğrafi entegrasyon için bulunması İslam medeniyetine daha yakın olduğunu gösterir. Asya, Afrika ve Çin'den lehte veya aleyhte gelebilecek durumlara karşı kayıtsız kalmamak ve İslam ruhunu aşılamaya çalışmak gerekir.

İSLAM’IN DİRİLİŞİNDE İSLAM DÜNYASININ DURUMU
İslam dünyası Osmanlı Devleti'nin yeniden ayağa kalkmasını beklerken I.Dünya Savaşı sonrasında Türkiye hariç hepsi Avrupa'nın sömürgesi oldu.
II.Dünya Savaşı sonrasında ise siyasi bağımsızlıklarını elde ettiler. Siyasi bağımsızlıktan sonra II.dönem olan ekonomik bağımsızlık dönemi başladı. III.Dönem ise kültürel ve ideolojik dönem olarak düşünülmektedir. İktisadi problem olarak ele alınan her mesele zamanla kültürel bir problem haline geliyor ve üçlü bir çatışma ortaya çıkıyor: İslam görüşünü benimseyen halkla, sosyalist doktrini veya batı doktrinini benimseyen aydınlar arasındaki çatışma. Bir bakıma aydınlarla halk karşı karşıya gelmiştir. Halk kendi aydınını yetiştirinceye kadar bu iki doktrinden birini kendi kültürünü desteklemek ve karşı doktrini çürütmek düşüncesiyle desteklemiştI.Aydınlar, üçüncü bir alternatif olarak İslam’ı kabul etmeseler de buna faşizm de deseler, İslam tezi doğmuştur. Pakistan’da Mevdudi Hareketi, Mısır'da Müslüman Kardeşler Cemiyeti, Türkiye’de Nurculuk ve Büyük Doğuculuk İslam dirilişinin ilk düşünce, inanç ve aksiyon akımları olmuştur.
Kısaca batılılaşma denen otokolonizasyon ve adaptasyon iflas etmiş ne kendi ülkesini ne de batılıları memnun edecek bir insan tipi ortaya koyamamıştır. Buna rağmen batı hem içten hem dıştan İslam tezinin yükselişine engel olmaya devam etmektedir.

DÜŞÜNCEDE DİRİLİŞ
İslam halklarının yeniden kendine gelmesi için; düşüncede dirilişin, inançta dirilişin, sanatta ve edebiyatta dirilişin gerçekleşmesi gerekir ki bunun neticesinde “İslam aydını” gelmiş olsun.
Düşünce köklerimiz ve kaynaklarımız kurumuş gibi hiçbir değişmeyi tetkik etmiyoruz veya etmemize engeller oluşturulmuş. Üniversitelerimiz batı kültürünün bir şubesi olmuş ve ekol değeri kalmamıştır. Tarihi mirası nakledilmesiyle ilgili çalışmalar ya müsteşriklere ya kültür düşmanı olanlara veya onların açtığı yolda yürüyenlere aittir. Eğitim ve öğretimde tarihçi ve deneyci bir metot yoktur. Aydınlar dini bir kenara atmış ve laik bir düşünce içinde olmuşlardır. “Batı düşünecek, biz de onlardan aktaracağız.” deme gafletinde bulunmuşlardır. II.Dünya Savaşı sıralarında batının içine düştüğü buhran İslam ülkelerini batının antitezi tezi olan sosyalizme yöneltmiştir. Aynı zamanda İslam düşüncesinde kıpırdanışlar meydana gelmeye başlamıştır. Dil ve terimler insanlara kültür gibi sunulmuştur. Böylece muhtevasız kültür düşünce yeteneğinin kaybedilmesine sebep olmuştur. Özellikle Türkiye'de eski yazının Latin Alfabesi ile değiştirilmesi eski kültürle olan irtibatın kopmasına sebep olmuştur. Böyle bir hadisenin dünyada benzeri yoktur.

İNANÇTA DİRİLİŞ
I.Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında İslam düşüncesi daha çok akademik planda olmuş ve müsteşriklere karşı savunma ihtisas diliyle yapılmıştır. II.Dünya Savaşından sonra İslam düşüncesi daha çok akademik plandan çıkarak tam bir sulh ve savaş tertibi dünya ve öte dünyayı yaşama tertibi, tarihi, sosyal ve siyasi alanda İslam’a has dünya görüşü ve sistemini deneme dönemine yani ideolojik plana girmiştir. Bu dönemde Necip Fazıl, Seyyid Kutup, Mevdudi gibi II.dönem İslam düşünürlerinin açtığı yolda yeni bir idealist gençlik yetişmiş ve İslam düşüncesinin diriliş destanı yazılmaya başlamıştır. Bir bakıma ideolojik plan akademik planla inanç planı arasında köprü görevini görmüştür. Böylece iki insan tipi oluşmuştur: Tam sağcı yani Müslüman ; Solcu yani komünist. Birisi geçmişe bağlanmış İslam’ın asrı saadetini kendine örnek alarak geleceği değerlendirmek isteyen “İslam insanı”, diğeri ise İslam, gelenek ve ülke ile ilişiğini kesmiş kökten yabancılaşmış “Marksist insan”. İslam insanının doğuşunda dış şartları II.Dünya Savaşı hazırlamış, iç şartları ise; a) İslam kültür ve düşüncesinin çağdaş bir öz ve yapıya sahip olması, b-) Müslüman’ın şuuraltının İslam özlemiyle dolu olması, hazırlamıştır.
İnanış dirilişinde en önemli kitle hareketi olan Nurculuk ihlas üzerine bina edilmiştir. Bu bakımdan İslam inanışının dirilişi ve bunun belli başlı kadrosu olan Nurculuk İslam’ın ihlas doktrini bunun uygulanması etrafında döner. Bu inanıştaki canlanış problemin şah damarına dokunmaktadır ve başarıya yürümektedir.

EDEBİYAT VE SANATTA DİRİLİŞ
Bir kültürün ayağa kalkmasında edebiyat ve sanatın değeri vücuttaki ruh gibidir. Her yeni ülkü terimleriyle gelmelidir. Kur'an-ı Kerim ilk nazil olduğunda Yedi Askı Şairleri'ne boyun eğdirmiştir. İslam’ın uyanışı bu yüzyılda Mehmet Akif, Necip Fazıl gibi şairler farklı üslubuyla, Risale-i Nurlarla temsil edilmiştir. İkbal ve Seyyid Kutup hem şair hem de edebiyatçıdırlar. Fakat şu bir gerçektir ki İslam’ın canlanışında edebiyat faaliyeti henüz yeterli bir ses, muhteva ve etki gücüne ulaşamamıştır. Roman sol ideoloji etkisinde; şiir evrensel olmaktan uzak; resim, tiyatro, sinema klasik İslam sanatları içinde yok; mimari ise estetiği felç olmuştur.

AKSİYONDA DİRİLİŞ
Düşünce, inanç, sanat ve edebiyattan sonra aksiyonda diriliş gerçekleşecektir. Aksiyon safhasında İslam’ın ilk devirlerinde olduğu gibi Uhud'daki yenilgiler (antitez) bitecek, Hendek savunması (sentez) taarruza geçecek ve Bedir’in zaferi (tez) gerçekleşecektir. Aksiyondaki eksiklik düşünüş, uyanış ve duyuş dirilişinin gerçekleşmesidir. Bunların dirilişinin gerçekleştiği anda aksiyon var demektir. Mekke ve Medine döneminde aksiyonun had safhaya ulaştığı zaman son zamanlardır. Mekke döneminde düşünce ve inanış aksiyonu, Medine’de ise inanış aksiyonu vardır. İslam aksiyonunun neticesi yaratıcı, evren ve insan arasındaki sulhu temin etmektir.

İSLAMIN ÇAĞRISI
İslam bütün insanları Müslüman, Yahudi, Hıristiyan, doğulusu, Afrikalısı, Avrupalısı, Budist’i, ateisti ayırt etmeksizin hak ve hakikate tevhide çağırıyor. Her şeyde önce Müslüman’a çağrıda bulunuyor:
Müslüman, derinleş! Eşyaya olduğu kadar insana ve toplumlara doğruda derinleş! Müslüman, çileleş ve şuurlaş! Doğuyu, batıyı tanı! İçine değişik fikirlerin girmesine sebebiyet verme. Müslüman, birleş! Erdemlikte ne yüce ol ki seni aşağılamaya gelen kendi aşağılığını görsün. Müslüman, İslam’ı öyle diri ve canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.
 

Kitaplar>>Güncel Kitap Özetleri
07.02.2012 07:09
6215 Okunma



Bilgi Paylaşım Sitesi 2011