Anasayfa
AnasayfaİletişimHakkımızda

“Dünya gurbetinde olduğunu unutma ve hep bir garip gibi davran ya da bir yolcu gibi yaşa.. Asıl ve ebedî vatanına gideceğine öylesine inan ki, ölmeden önce ölmüş ol ve kendini kabir ehlinden say!”

...Hadisler...

İnciler sirkede erir.

...İlginç Bilgiler...

Sevgide güneş gibi ol, Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, Hataları örtmede gece gibi ol, Öfkede ölü gibi ol, Tevazuda toprak gibi ol, Her ne olursan ol, Ya olduğun gibi görün, Ya göründügün gibi ol.

...Güzel Sözler...

Site İçi Arama

İstatistik

Merhaba,  

28 Mart 2017
Salı
İyi Sabahlar

Toplam Konu Sayısı:17336
Editör Sayısı:2

Beyaz Geceler


Bir yada iki kelime olarak arama yapın.

Beyaz Geceler-Uysal Kız

Dostoyevski

  Kitabı indirmek için tıklayın  


Rusçadan çeviren:
Mehmet ÖZGÜL 

BEYAZ GECELER*

Yoksa o, bir anlık da olsa, senin gönlüne

Yakın olsun diye mi yaratıldı?

İvan Turgenyev

 

BİRİNCİ GECE

 

Sevgili okuyucum, o öylesine güzel bir geceydi ki, böylesini

 

ancak gençliğimizde görebiliriz! Gökyüzünün aydınlığına,

 

yıldızların parlaklığına bakıp bakıp da, "Böyle bir göğün

 

altında insan nasıl olur da öfke duyar, hırçınlaşabilir?" diye

 

düşünürsünüz. Ama bu düşünce de gençler içindir, sevgili

 

okuyucum, hem de çok gençler için. Dilerim, sizin de gönlünüz

 

uzun süre genç kalsın.

 

Hırçınlardan, öfkeli insanlardan söz açılmışken bütün o günkü

 

uysallığımı anımsamadan edemeyeceğim. Sabahın ilk saatlerinde

 

bunaltıcı, tuhaf bir can sıkıntısı doldurmuştu yüreğimi. Benim

 

gibi yalnız bir adamı, herkes terk ediyormuş, herkes benden

 

kaçıyormuş gibi bir duygu vardı içimde. "Herkes"le kimleri

 

kast ettiğimi sormak hakkınızdır. Çünkü nerdeyse, sekiz

 

yıldır, yaşadığım şu Petersburg kentinde bir tane bile tanıdık

 

edinemedim. Ama tanıdık benim neyime? Zaten Petersburg'u

 

baştan başa tanırım, onun için bütün kent kalkıp, yazlığa

 

gidince haklı olarak herkesin beni terk ettiğini düşünmeye

 

başladım. Yalnız başıma kaldığımı görünce de, büyük bir

 

korkuya kapılarak üç gün neye uğradığımı anlamadan, kentin

 

sokaklarında dolaştım durdum. Neva Caddesi'ne, parka, deniz

 

kıyısına, daha nereye gittiysem hiçbir yerde, bütün bir yıl

 

hep aynı saatte görmeye alıştığım kimselerin tekini bile

 

göremedim. Onlar beni elbet bilmezler, ama ben onları tanırım,

 

hem de yakından tanırım, hepsinin de yüzü hatırımdadır.

 

Onların sevinci benim sevincim, onların üzüntüsü benim

 

üzüntümdür. Tanrı'nın her günü aynı saatte Fontanka'da

 

rasladığım ufak tefek bir ihtiyarla da nerdeyse ahbaplık

 

peydahladım. Görkemli, dalgın bir görünüşü olan bu ihtiyar,

 

sol elini sallayarak hep kendi kendine bir şeyler mırıldanır;

 

sağ elindeyse, sapı altın kaplamalı, boğum boğum, uzun bir

 

baston vardır. Adamcağız beni fark etmeye bile başladı, her

 

raslaşmada bana karşı bir ilgi gösteriyor. Beni aynı saatte

 

Fontanka'daki yerimde görmese neşesinin kaçacağına kalıbımı

 

basarım. Onun içindir ki, karşı karşıya geldiğimiz sıralar,

 

ikimizin de keyfi yerindeyse, birbirimize selam verecekmiş

 

gibi bir havaya giriyoruz. Geçenlerde iki gün birbirimizi

 

görmeyip de üçüncü gün karşılaştığımız zaman az kalsın elimizi

 

şapkalarımıza atıyorduk; neyse ki tam zamanında aklımız

 

başımıza geldi de ellerimizi indirdik, birbirimizi süzerek

 

geçtik.


 

Dosya Arşivi>>Kitaplar
27.01.2012 00:57
959 Okunma



Bilgi Paylaşım Sitesi 2011