Anasayfa
AnasayfaİletişimHakkımızda

Mü’min kardeşini seven, sevdiğini ona bildirsin!

...Hadisler...

Işık 1 saniyede dünyanın etrafını 8 defa dolaşabilir...

...İlginç Bilgiler...

Her işte başarılı oldum çünkü bunu istiyordum. Hiç bir zaman tereddüt etmedim bu da bana diğer insanlara oranla üstünlük sağladı.

...Güzel Sözler...

Site İçi Arama

İstatistik

Merhaba,  

24 Şubat 2017
Cuma
İyi Öğleler

Toplam Konu Sayısı:17336
Editör Sayısı:2

Kırmızı Han


Bir yada iki kelime olarak arama yapın.

 

KIRMIZI HAN 

BALZAC - BİLİNMEYEN BAŞYAPIT 



Kitabı indirmek için tıklayın

 

Bu kitabın hazırlanmasında Bilinmeyen Başyapıt ve Kırmızı Han adlı yapıtların MEB Fransız Klasikleri dizisinde yayınlanan ilk baskıları temel alınmış ve çeviri dilleri günümüz Türkçesine uyarlanmıştır.

Yayına hazırlayan : Egemen Berköz 
Dizgi : Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. 
Baskı : Çağdaş Matbaacılık Yayıncılık Ltd. Şti. 
Eylül 1999 

 

BALZAC - BİLİNMEYEN BAŞYAPIT - KIRMIZI HAN 
BİLİNMEYEN BAŞYAPIT Nahit Sırrı Örik,

 

KIRMIZI HAN Nermin Sankur tarafından çevrilmiştir 

 

BİLİNMEYEN BAŞYAPIT
(Le Chef-d'oeuvre inconnu) 
I
GİLLETTE
1612 yılının sonlarına doğru, soğuk bir aralık sabahıydı; incecik giysili bir

 

delikanlı Paris'te, Grands-Augustins Sokağı'nda, bir evin kapısı önünde

 

dolaşıyordu. Sevdiği kadın ne denli gönülsüz olursa olsun, ilk sevgilisinin evine

 

girmeyi göze alamayan bir âşık kararsızlığıyla epey gidip geldikten sonra, eşiği

 

aşabildi. Üstat François Porbus'ün (1) evde olup olmadığını sordu. Alçak tavanlı,

 

avlumsu bir yeri süpüren yaşlı bir kadın, ''Burada,'' deyince, delikanlı saray

 

hizmetine daha yeni girmiş, kralın kendisine nasıl davranacağını bir türlü

 

kestiremeyip üzülen bir insan haliyle, basamakları ağır ağır çıktı. Döner

 

merdivenin sonuna varınca, bir süre sahanlıkta kaldı. Bir zamanlar IV. Henri'nin

 

başressamlığını yapmış, sonradan Marie de Medicis'in (2) Rubens'i kendisine

 

yeğlemesi üzerine gözden düşmüş sanatçının içerdeki resim işliğinde çalıştığına

 

kuşku yoktu; ama delikanlı o işliğin kapısını süsleyen acayip tokmağa dokunmaya

 

bir türlü karar veremiyordu. Şimdi onun içindeki duygu, büyük sanat adamlarının

 

gençliklerinin, sanat aşklarının en ateşli çağında bir dahiyle ya da bir

 

başyapıtla karşılaşınca yüreklerini çarptıran o derin duyguydu. İnsandaki bütün

 

duyguların temelinde, hep soylu bir coşkudan doğan bir saflık vardır; ama o soylu

 

coşkunun verdiği mutluluk, zayıflaya zayıflaya, bir gün  ancak bir anıdan, şanla

 

ün de bir yalandan ibaret kalır. Çabucak kırılıveren o duygular arasında aşka en

 

çok benzeyeni, hem onur hem de acılarla dolu yaşamında, tatlı çileyi çekmeye yeni

 

başlayan bir sanatçının taze tutkusudur: hem cüret, hem de çekingenlik, hem

 

belirsiz inanışlar, hem de kendilerini pek belli eden üzüntülerle dolu bir tutku.

 

Dehası henüz taze ve kesesi boşken, bir üstadın karşısına ilk çıkışında yoğun bir

 

coşku duymamışsa insan, yüreğinde her zaman bir tel, yapıtında bilmem nasıl bir

 

fırça vuruşu, bir duygu, bir şiir anlatımı eksik kalacaktır. Kendilerini bir şey

 

sanan kimi farfaralarda geleceğe güvenme duygusu çabuk ortaya çıkar; ama onları

 

ancak sersemler akıllı sayar. Böyle düşünür, yani sanatı o ilk çekingenlikle,

 

tanımlanamayan o utangaçlıkla ölçersek, bu delikanlıda, kesinlikle gerçek bir

 

yetenek vardı. Utanma duygusunu güzel kadınlar nasıl işve oyunlarında

 

yitirirlerse; bir gün şana, üne ulaşan sanatçılar da bu duyguyu, yapıtlarını

 

verdikçe, öyle yitirirler. Utkuya alışkanlık kuşkuyu azaltır, utangaçlıksa belki

 

bir kuşkudur.

 

 

Dosya Arşivi>>Kitaplar
27.01.2012 00:26
845 Okunma



Bilgi Paylaşım Sitesi 2011