Anasayfa
AnasayfaİletişimHakkımızda

“Beş şey gelmeden evvel şu beş şeyi ganimet say: İhtiyarlık gelip çatmadan evvel gençliğin, hastalıktan evvel sıhhatin, fakir düşmeden evvel varlıklı olmanın, meşguliyetten evvel boş zamanın ve ölüm gelmeden evvel hayatın kıymetini bil, bunları güzel değerlendir!”

...Hadisler...

İlk çamaşır makinesi 1907 yılında Hurley Machine Co. Tarafından pazarlandı.

...İlginç Bilgiler...

elalemin bal kovanından bana ne;işte önümde ayran tasım

...Güzel Sözler...

Site İçi Arama

İstatistik

Merhaba,  

19 Ocak 2017
Perşembe
İyi Sabahlar

Toplam Konu Sayısı:17336
Editör Sayısı:2

Hayat Ve ölüm Vaazı


Bir yada iki kelime olarak arama yapın.

 Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz verilir. Kim ateşten uzaklaştırılır da cennete sokulursa muhakkak ki o, kurtulmuştur. Dünya hayatı ise aldatma metâından başka bir şey değildir” (Ali İmran suresi 185.ayet)

İşte bu, ölüm ve ölüm sonrası gerçeğidir. Fakir ya da zengin, sağlıklı ya da hasta, büyük ya da küçük, yöneten ya da yönetilen olsun her birimizin tadacağı ölüm. Uzak bir yere, yüksek bir kaleye veya derin bir vadiye kaçsa bile ölümden hiç kimse kurtulamayacak!. Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “Nerede olursanız olun ölüm sizi bulacaktır. Yüksek kaleler içinde olsanız bile” (Nisa suresi 78.ayet)

Rahman ve rahim olan Allahın adı ile

Ey İnsan! Seni hiçbir şey değilken insan olarak şereflendiren Rabbinin azabından takvan ile korun. Çünkü takva, Dünya ve Ahiretteki en iyi azıktır; kurtuluş ancak onunladır. “Allah'a salim bir kalp ile gelenler hariç, o günde malın da evladın da hiç faydası olmaz” (Şuara suresi 88-89. ayetler)

Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz verilir. Kim ateşten uzaklaştırılır da cennete sokulursa muhakkak ki o, kurtulmuştur. Dünya hayatı ise aldatma metâından başka bir şey değildir” (Ali İmran suresi 185.ayet)

İşte bu, ölüm ve ölüm sonrası gerçeğidir. Fakir ya da zengin, sağlıklı ya da hasta, büyük ya da küçük, yöneten ya da yönetilen olsun her birimizin tadacağı ölüm. Uzak bir yere, yüksek bir kaleye veya derin bir vadiye kaçsa bile ölümden hiç kimse kurtulamayacak!. Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “Nerede olursanız olun ölüm sizi bulacaktır. Yüksek kaleler içinde olsanız bile” (Nisa suresi 78.ayet)

Ölüm, etkisi açık ve net olmasına rağmen yine de akılları hayrete düşüren ve zeki insanları dahi şaşırtan sırlardan biridir. Çünkü ölüm ruh ile ilgilidir. Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “Sana ruh hakkında soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir; size bilgiden ancak pek az bir şey verilmiştir” (İsra suresi 75.ayet)

Sıhhat ve afiyet dolu bir gencin, şampiyonları bile kısa sürede yere seren bir yiğidin cansız bir ceset haline geldiğini, hareketsiz bir cisme dönüştüğünü görürsün. O gençlik gitmiş, o kuvvet yokolmuş, duyuları kesintiye uğramış; işitme, görme ve koklama duyusu çalışmaz olmuş, dili tutulmuştur. O; bilgili bir alim, belağat sahibi bir edip, işinin ehli bir doktor veya yetenekli bir mucit olabilir. Fakat ömürler bitip eceller gelince bunun, ruhların alınmasını engellemesi mümkün değildir!. Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “Ecelleri geldiği zaman bir an ne geri kalabilirler ne de öne geçebilirler” (Nahl suresi 61.ayet)

Avn b. Abdullah b. Utbe b. Mes'ud rahimehullah minbere çıkar ve şöyle derdi: "Bir günü karşılayıp onu tamamlayamayan, yarını bekleyip ona erişemeyen nice kimse var. Ecele ve ecelin gelişine baksaydınız uzun emellerden ve onların sizi aldatmasından hoşlanmazdınız.". İnsan sıhhatinden faydalanır, sağlığıyla nimetlenirken; gezip oynar, gururla dolaşır ve kibirlenirken, emreder ve yasaklarken bir de ne görsün; ölüm hastalığı avının üzerine saldıran bir aslan gibi üzerine hücum etmiş. Vücudu zayıf düşmüş, sesi kısılmış, eklemleri kuvvetini kaybetmiş ve gücü eriyip yokolmuş. Dünyadan göçmüş ve amel defteri dürülmüş.

Ölüm ne kadar da yakın! Her gün o bize biraz daha yaklaşır, biz de ona biraz daha yaklaşırız. Ölümle aramızda, yazılan yazgının eceline ulaşmasından başka bir şey yoktur. Bir de bakmışız ki, ölümle karşı karşıyayız. Ömürler gerçekte; önce açan sonra da solan çiçeklerden, önce aydınlatan sonra da sönen bir lambadan ya da önce ışık veren sonra da kül olan bir alevden başka bir şey değildir.

Tamahkarlar ve dünyaya meyledenler kabirlerin dağınık kumları üzerinde ve yıkılmış taşları arasında düşünmelidir ki, şehvetlerin ve haram lezzetlerin yolu yeşillik ve çiçeklerle süslenmiş olsa bile sonuçta kişiyi kabre konulanların vardığı sona götürecektir. Gözlerini o şahıslara açmadan önce ölüm habercisi kendisine müjde ile gelene ne mutlu!

Kur'an'ın ve ölümün alıkoyamadığı bir kimseyi, gözünün önünde dağların birbirine girmesi bile engelleyemez.

Mezarlıklarda gördüklerimiz en büyük ibret kaynağıdır. Bugün cenaze taşıyan yarın kendisi taşınacaktır. Mezarlıktan evine dönen kimse yarın kendisi oraya bırakılıp dönülecektir. Tekbaşına, yalnız ve ameliyle başbaşa bırakılacaktır. Ameli iyi ise iyi olacak, kötü ise kötü olacaktır.

Günümüzde cenaze defnetmek için gelen bazı kimselerin gülüp eğlendiklerini görürüz. Ya da gösteriş ve riya amacıyla cenazede hazır bulunmuştur. O şahıs Ahiret gününü, berzahın ve Kıyamet'in korkusunu unutmuştur. Bu kalpleri katılaştıran gaflet nedeniyledir. Allah'tan, bu gafletten kurtulmayı dileriz.

Ölüm kendisini yıkacak; toprak yatağı, kabir evi, toprağın içi yurdu, Kıyamet buluşma yeri, cennet veya cehennem son durağı olacak bir kimsenin ölümü hatırlaması, ona hazırlıklı olması ve ölümü düşünmesi gerekir. Kendisini ölülerin yerine koyması ve kabir ehlinden biri olarak görmesi uygun olur. Çünkü her gelecek yakındır. Ölüm meleği geldiği zaman ne malın, ne de yakınların onu senden uzaklaştıramaz!

İstedikleri her şeyi elde eden ve isteğine hiç karşı çıkan olmayanlar nerede? Bir bölük mal, mülk topladılar ve topladıklarını yiyemediler. Evler yaptılar ama içinde oturamadılar. Yine de bizler, ölümü unutur ve hayat denizinde yüzmeye devam ederiz. Sanki bu dünyada ebedi kalıcıyız. Üveys el-Karani şöyle der: "Uyuduğunuzda ölümü yastık edinin. Uyandığınızda da onu gözünüzün önünden ayırmayın". Ölümü hatırlayanın yanında dünya ve musibetleri küçük kalır. Çünkü onun gayesi yüce ve gayreti kuvvetli olur. Riyadan ve gösterişten uzak olur. Cennetteki kalıcı nimetleri gözler.

Ölümü hatırlamak, insanın yaşantısını çekilmez hale getirmesi, evine kapanıp hayatın gereklerini terketmesi, çalışmayı ve üretimi bırakması için değildir. Bilakis ölümü hatırlamak, günahlardan alıkoyan ve katı kalpleri yumuşatan bir çalışmaya davet içindir.

İbadet ve taâtla; oruç, gece namazı, iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak, muhtaçlara yardım etmek gibi ibadetleri çokça yaparak ölüme ve sonrasına iyi bir şekilde hazırlanmak için ölümü hatırlarız.

Abdurrahman b. Mehdi şöyle der: Hammâd b. Seleme'ye yarın öleceksin dense ibadetine bir şey ekleyemezdi. Çünkü bütün vakti ibadetler ve zikirlerle doluydu."

Ölüme hazırlık; kötülüklerden uzaklaşıp günahları terketmekle, zorla alınanları ve hakları sahiplerine geri vermekle olur. Ölüme hazırlık; kalplerden kini, nefreti ve düşmanlığı silmekle olur. Ölüme hazırlık; anne-babaya iyilik ve akrabalık bağlarını gözetmekle olur. İbnu'l Mübarek, Salih el-Merî'nin şöyle dediğini zikreder: "Ölümü hatırlamak bana bir saat arkadaşlık etse kalbimi benden uzaklaştırır." Denilir ki: "Ölümü çokça hatırlayana üç şey ikram edilir: Günahından hemen tevbe etmek, kalbi kanaatkar olmak ve ibadette gayretli olmak. Ölümü unutana da üç şey verilir: Tevbeyi sürekli ertelemek, kendisine yetene razı olmamak ve ibadette tembel olmak."

Hevâ bulutları üzerine çöken ve gaflet vadilerinde dolaşan kimse ölüme ne zaman hazırlanacak?

Helal ve haramda Allah'ın emrine aldırmayan kimse ölüme ne zaman hazırlanacak?

Kur'an'dan uzaklaşan ve cemaatle sabah namazı nedir bilmeyen kimse ne zaman ölüme hazırlanacak? Haksız yere insanların mallarını yiyen, faiz yiyen ve zina eden kimse ne zaman ölüme hazırlanacak?

Dilini gıybet ve koğuculukla kirleten, kalbi kin ve hasetle dolu olan; vaktini müslümanların ayıplarını araştırma, ırzları hakkında konuşma ve söylentileri yayma ile boşa geçiren bir kimse nasıl ölüme hazır olabilir?.

Kahve kenarlarında kâğıt oynayarak hayatını boşa geçiren, televizyon karşısında ömrünü tüketen ölüme nasıl hazırlanacak?.

Peygamberlere ölüm geldiğinde, dünyada kalmak ve o yüce makama intikal etmek arasında tercihte serbest bırakılırlar. Şüphesiz ki her peygamber kalıcı nimetleri seçer. Bu, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in başına da gelmiştir. Tercih etmesi istenmiş oda cennet nimetlerini seçmiştir. Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim'de, Aişe radıyallahu anha'nın şöyle dediği rivayet edilir: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sağlıklı iken şöyle buyurdu: "Hiç bir peygamber cennetteki makamını görüp sonra tercih yapması istenmeden vefat ettirilmez." Kendisine ölüm hastalığı geldiğinde başı benim dizimin üzerinde olduğu halde bir saat baygın yattı. Sonra ayılınca gözünü evin tavanına dikti ve "Allah'ım! Rafîk-i A'lâ(yı isterim)."buyurdu. Ben, "Öyleyse, bizi tercih etmiyor" dedim ve bildim ki bu, sağlıklı iken bize söylediği şeydir. Aişe radıyallahu anha şöyle der: O'nun söylediği son sözdü buydu: "Allah'ım! Rafîk-i A'lâ!"

Ölüm ve şiddeti, kabir ve karanlığı, Kıyamet ve korku veren halleri karşısında insanlar iki grupta toplanır: Biri; musibetler karşısında sebat gösteren, korkulardan emin olan ve cennetle müjdelenen bir grup. Diğeri ise, aşağılanmanın ve rezilliğin en uç noktasına uğrayan bir grup.

Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Muhakkak, "Rabbimiz Allah'dır" deyip sonra dosdoğru olanların üzerine melekler Korkmayın, üzülmeyin ve size va'dolunan cennetle sevinin diyerek inerler” (Fussılet suresi 30. ayet) Melekler müminlerin ve doğru yolda olanların ölümleri esnasında, kabirlerindeyken, yeniden dirilişlerinde ve haşredilişlerinde onların üzerine iner. Bu, onların nefislerini sakinleştirir. Ahiretin korkularından ve endişelerinden onları emin kılar. Onlara şöyle derler: "Varacağınız yerden korkmayın. Dünyada bıraktığınız çocuk, aile ve mala da üzülmeyin."

“Dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınız biziz”(Fussilet suresi 31. ayet) Biz sizin ahiretteki dostlarınızız. Kabirdeki yalnızlığınızı gideririz. Sûra üfürüldüğünde sizi rahatlatır, yeniden diriliş gününde size güven veririz.

Kafirler ise; ölüm gelince, ölümün acıları ve şiddetiyle karşılaşınca aşağılanmanın ve zilletin en büyüğüne uğrarlar: (Sen zalimleri ölümün sıkıntıları içinde, meleklerin ellerini uzatarak "Ruhlarınızı çıkarın, Allah'a karşı haksız yere söylediklerinizden, O'nun ayetlerine karşı kibirlendiğinizden dolayı bugün zillet azabıyla cezalandırılacaksınız" derken bir görsen!” (Enam suresi 93.ayet). Pişmanlıkları artar ve dünyaya dönmeyi temenni ederler. Allah Teâlâ kafirler hakkında şöyle buyurur:”Onların her birine ölüm geldiğinde, "Rabbim! Beni geri döndürün" der. "Belki geride bıraktıklarımla salih amel işlerim" (Muminun suresi 99.ayet). Bu ayeti tefsir eden tâbiinden Katâde şöyle der: "Allah'a yemin olsun ki; ne ailesine ve malına, ne de dünyalık edinmek ve şehvetlerini gidermek için dönmeyi ister. Fakat, dünyaya dönüp Allah'a ibadet etmeyi temenni eder. Kâfirin, cehennemde azabı görünce temenni edeceğini yapan kişiye Allah rahmet eylesin!"

Ölüm sekerâtındaki kimse; dünyadaki son sözünün "Lâ ilahe illallah" olması için, Dünyaya en yüce söz olan "Lâ ilahe illallah" ile veda etmesi için Allah'ın desteğine ve başarılı kılmasına ne kadar da muhtaçtır. Muaz b. Cebel radıyallahu anh'tan şu rivayet edilir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: "Son sözü "Lâ ilahe illallah" olan cennete girer" Bu hadisi, Ebu Davud rivayet eder. İmam Ahmed'in Müsnedi'nde ise, "Cennet ona vacip olur" şeklindedir.

İbnu'l Kayyım rahimehullah şöyle der: ""Lâ ilahe illallah"ı hatırlatmak, sekerât halindeki kimse o anda alışmadığı durumlara ve korkulara şahit olduğu içindir. Gaflet içerisinde olmasından korkulur ve o anda şeytan kişiye yakındır. Ölüm anında Kelime-i Tevhid'i söylemenin, günahların affedilmesine ve silinmesine büyük etkisi vardır. Çünkü bu; onu yakînen tanıyan, içeriğini bilen, şehvetleri ölmüş, nefsi kendisinden yüz çevirdikten sonra yeniden ona yönelmiş, başkaldırısından sonra ona boyun eğmiş ve dünya hırsı kendisini terketmiş bir kulun şehadetidir. Bu şehadet amellerinin sonudur. Onu günahlardan temizler ve o halde Rabbinin huzuruna sokar. Çünkü o, Rabbine samimi bir şehadet ile kavuşmuş; içi ve dışı, gizlisi ve aşikârı bir olmuştur."

Bu hadis, hatırlatmada bulunmak ve yalnızlığını gidermek amacıyla ölüm sekerâtındaki kimsenin yanında bulunmanın mendup olduğunu da ifade eder. Eskiden Rabbinden ümidini kesmemesi için ölümü anında kişiye iyi amellerini hatırlatmayı müstehap görürlerdi. Cabir radıyallahu anh'tan şu rivayet edilir: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur: "Sizden biriniz ancak Rabbi hakkında güzel zan besleyerek (rahmet ve mağfiret gibi iyi şeyler umarak) ölsün." (Bu hadisi, Müslim rivayet eder).

Sünnet-i Mutahhara, ölen kimsenin iyi yönlerinden bahsetmeye, kötü yönleri hakkında konuşmamaya teşvik eder. Sahih-i Buhari'de, Aişe radıyallahu anha'dan şu rivayet edilir: "Ölülere sövmeyiniz. Çünkü onlar mutlaka önceden gönderdiklerine ulaşmışlardır."

Sahih-i Buhari'de, Ebu'l Esved'den şu rivayet edilir: "Medine'ye gelmiştim. O sırada Medine'de bir hastalık yayılmıştı. Ömer ibnu'l Hattâb radıyallahu anh'ın yanında otururken oradan bir cenaze geçti. Orada bulunanlar ölen kimseyi hayırla andılar. Ömer radıyallahu anh, "Vacip oldu" dedi. Sonra başka bir cenaze geçti. Onu da hayırla andılar. Ömer radıyallahu anh, "Vacip oldu" dedi. Daha sonra üçüncü bir cenaze geçti. Orada bulunanlar ölen kimseyi kötü bir şekilde andılar. Ömer radıyallahu anh yine "Vacip oldu" dedi. Ebu'l Esved der ki: "Ey müminlerin emiri! Ne vacip oldu?" dedim. Ben, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem'in buyurduğu gibi söyledim: "Hangi müslüman hakkında dört kimse hayır ile şahitlik ederse Allah onu cennete koyar." Dedik ki: "Üç kişi de mi?" "Üç kişi de" buyurdu. Dedik ki: "İki kişi de mi?" "İki kişi de" buyurdu. sonra O'na bir kişinin şahitliğini sormadık."

Bu konuda, fazilet ve doğruluk sahibi insanların şahitliğine itibar edilir. Düşmanın şahitliği kabul edilmez. Yıkadığı kimsede kötü bir şey ve bir kusur görmesi halinde ölüyü yıkayanın bunu gizlemesi müstehaptır. Müslümanın; müslüman kardeşi üzerindeki bir hakkı da onu defnetmesi, cenaze namazını kılması ve onun için dua etmesidir. Sahih-i Buhari'de Ebu Hureyre radıyallahu anh'tan, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Kim inanarak ve ecrini Allah'tan bekleyerek, bir müslümanın cenazesine namazı kılınana ve defnedilmesi tamamlanana kadar katılırsa şüphesiz o kimse iki kıyrât ecirle geri döner. Her bir kıyrât Uhud dağı gibi (büyüktür). Kim de cenaze namazını kılar ve defnedilmeden dönerse, bir kıyrât ile döner" Müminin nefsi, ödeninceye kadar borcuna bağlıdır. Allah'a olan borcu da ödenmelidir. Çünkü O -subhanehu-, vefâ duyulmaya daha çok layıktır.

İbni Me'sud radıyallahu anh şöyle der: "Mümin için, Allah'a kavuşmaktan başka rahat yoktur."

Dünyanın büyük sultanları, büyük kumandanları, zenginleri uzunca yaşanların hepsi ölüm meleğinden kaçamamışlardır.

Ey İnsan! Ne sen ölümden kaçabilirsin nede ölüm Senin peşini bırakır. Öyle ise bu gaflet çukurları içinde kıvranman niye? Diyelimki bu dünyada her şeyin var, peki ya öbür dünyan? Orası için hazırmısın? Yoksa damarına işleyen ibadetlerinde göstermiş olduğun tembellik, umursamama hastalığından ölüm meleği gırtlağına çöktüğü zamanmı kurtulmak istiyorsun? Yoksa cebindeki üç beş kuruş para ile ebedi bir hayatmı satın almayı mı düşünüyorsun??? En iyisimi sen ölüne hazırlan!!! Ölüm sana gelmeden.

Dinimiz>>Vaaz ve Sohbet Konuları
15.03.2013 18:51
7099 Okunma



Bilgi Paylaşım Sitesi 2011