Anasayfa
AnasayfaİletişimHakkımızda

Belirli Gün ve Haftalar

“Kıyamet günü mîzana ilk konulacak olan şey güzel ahlaktır.”

...Hadisler...

Sarışınların esmerlere göre daha fazla saçı vardır.

...İlginç Bilgiler...

İyi olmak kolaydır.Zor olan adil olmak

...Güzel Sözler...

Site İçi Arama

İstatistik

Merhaba,  

30 Mart 2017
Perşembe
İyi Geceler

Toplam Konu Sayısı:17336
Editör Sayısı:2

Istiklal Marşı’nın Tahlili, Açıklaması


Bir yada iki kelime olarak arama yapın.

Milli ve manevi değerleri coşkunlukla işleyen edebi eserler, o milleti manen kuvvetli kılar. Savaş sırasında cephedeki askere cesaret ve kuvvet, geride kalana sabır ve metanet verecek şiirlere, hikayelere, destanlara, türkülere ihtiyaç vardır. Böyle buhranlı devrelerde, milletin şairlerden, yazarlardan beklediği manevi destek budur.

İşte Akif, Türk milletine, cesaret, metanet, sabır aşılamak, daha doğrusu onda mevcut bulunan bu duyguları harekete getirmek üzere kaleme aldığı şiirine "korkma" sözüyle başlıyor. "Al sancak" yani bayrak, bir milletin istiklalinin sembolüdür. O elden ele dolaşan bir meşale gibi nesilden nesile sönmeden, yere düşürülmeden devredilecektir.

Bayrağın sönmesi, Türk milletinin istiklalini kaybetmesi, "yurdun üstünde tüten en son ocağın sönmesi" ise, son Türk erkeğinin ölümü demektir. O halde, son Türk erkeği, son nefesini vermeden, Türk istiklalini yok etmek, Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız, milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir. Bize, milletimize aittir. Biz yaşadıkça onu kimse elimizden alamaz. Bu kıtada anlatılanları bir cümle ile ifade etmek istersek; Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe, istiklalini kimse yok edemez.

Şair ikinci kıtada; bayrağımızın o zamanki kırgın, küskün, öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı kısımları istila edilmiştir. Bu yüzden bazı bayraklarımız indirilmiş, yerlerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak, öfke halini ifade eder. Kaş bizim edebiyatımızda hilale benzetilir. Sevgilinin kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Sevgili de nazlı bir güzeldir. Aşığına eziyet etmekten, onu üzmekten zevk duyar. Bayraktaki hilal de, tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman Türk ırkını üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği ise, gülen bir yüzdeki kaşlar gibi, hilalin açılmasıdır. Türk milleti, bayrağımızı yine göklerde dalgalanır halde görmeyi arzu etmektedir. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi, istiklale aşık Türk milleti de istiklalin sembolü olan bayraktan, yüzünün gülmesini, hilal şeklindeki kaşının açılmasını beklemektedir. Bu ise milletimizin en tabii hakkıdır. Çünkü Türkler, istiklalleri, bayrakları uğruna pek çok kan dökmüştür. Bu kanları bayrağa helal etmesi için, onun da artık nazlanmayı bırakıp, göklerde dalgalanması lazımdır. Bu kıtada, Mehmet Akif, üstü kapalı olarak Allah'a hitap etmekte, Türk milletine bu dayanılmaz hali, düşman istilasını reva gördüğü için, Allah'a serzenişte bulunmaktadır. Zira Müslüman Türk milleti, asırlarca ila-yı kelimetullah (Allah kelamını, Kuranı yüceltmek) İslam dinini ve adaletini dünyaya yaymak için savaşmıştır (gaza etmiştir). Bu uğurda pek çok şehit vermiştir. Böyle bir milletin düşman istilasına uğraması haksızlıktır. Bu durum ancak günahkarlara reva görülebilir bir cezadır. Türk Milleti daima Hakk'a (Allah'a) inandığı, taptığı, onun yolundan ayrılmadığı için bu cezayı hak etmemiştir. Onun hakkı istiklaldir.

Üçüncü kıtada şair "ben" diyor. Ancak kastettiği mana aslında "biz"dir. Türk milleti adına konuşmaktadır. Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır, daima da hür yaşayacaktır. Ona esaret zinciri vurmaya kalkışmak çılgınlıktır. Zira böyle bir harekete yeltenenler ağır şekilde cezalandırılır. Türk milleti, hürriyeti ve istiklali uğrunda, önüne çıkacak her engeli aşacak kudrettedir. O böyle yüce bir gaye için, dağları yırtmak, engin denizleri taşırmak, bentleri aşmak gibi olağanüstü hareketleri başarabilecek güçtedir. Ergenekon Efsanesi, Türk'ün bu üstün vasfını ifade etmektedir.

Dördüncü kıtada, şair, vatanımızı istilaya yeltenen Avrupalılara meydan okuyor. Yirminci asrın başında Avrupa medeniyeti artık can çekişmektedir. On dokuzuncu asırdaki üstünlüğünü kaybetmiş durumdadır. Bu yüzden tek dişi kalmış bir canavardır. Ancak Avrupa bu zayıflamış durumunu hazmedemediğinden, mevcut teknik imkanlarını seferber ederek, topuyla, tüfeğiyle bizi yok etmek gayretindedir. Avrupa medeni imkanlarını, Türklüğü dünya haritasından silmek için, bir vasıta olarak kullanmaktadır Mehmetçiğin süngüsüne topla, tüfekle cevap vermektedir. Avrupalı kendini çelik zırhlarla korurken Mehmetçik, onun modern silahlarına iman dolu göğsüyle karşı durmaktadır. Bu silahlarıyla, Avrupalı, kudurmuş bir canavar gibi uluyarak, kahraman Türk ordusunu sindirmeğe çalışmaktadır. Şair, askerlerimize, bu artık eski gücünü kaybetmiş, zalim, Müslüman Türk düşmanı, haçlı ordularından korkmamalarını, iman dolu bir göğsün, en modern silahlara karşı koyabileceğini haykırıyor. Neticede Mehmet Akif, haklı çıkmış, Avrupa medeniyeti irnanlı Türk askeri karşısında gerilemeğe mecbur edilmiş, bir kısmı Akdeniz’e dökülürken, bir kısmı da bayrağımızı selamlayarak, memleketimizi terk etmiştir.

Beşinci kıtada, şair yine kahraman Türk askerine hitap ediyor Türk yurduna alçakları (düşmanları) uğratmaması için gerekirse canını feda etmesini tavsiye ediyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler, düşmana mani olacaktır. Bu kıtada "uğratmak" sözü de tesadüfen kullanılmış değildir. Şair bu sözü, "Düşman yurdumuza girmesin", "Onu yurda sokma" manasına kullanmamıştır. "Uğramak" bir yerde çok kısa bir süre için bulunmaktır. Mehmet Akif, düşmanın çok kısa bir süre için de olsa, yurdumuzda bulunmasına müsamaha edilmemesini Türk askerinden islemektedir. Şair, bu hayasızca akının uzun sürmeyeceğine, Allah'ın Türk milletine (Kuran’da) vaat ettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır. Bu imanını, orduya da aşılamak arzusundadır.

Altıncı kıtada da şair, Türk ordusuna vatanın kutsiyetini hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük fark vardır. Toprağı vatan haline getiren onu elde etmek ve korumak için şehit olan atalarımızın, o topraktaki mezarlarıdır. Kısacası alelade toprak büyük bir değer taşımaz. Ama vatan toprağı, uğrunda şehit olan atalarımızın kaniyle sulanmış olduğu, şehit mezarlarıyla dolu bulunduğu için mukaddestir.
Bu vatanı dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın her yerinde vardır. Ancak şehit atalarımızın mezarları sadece bu vatanın üzerinde mevcuttur. Bu yüzden vatanımızı korumak için seve seve canımızı veririz. Yedinci kıtada da, aynı duygu ve düşünceler işleniyor. Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanın ruhu, dini inançlarımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitlerimiz, bu vatan topraklarında yattığı için, vatanımız da cennetten farksızdır. Bu vatan topraklarının her tarafı şehit mezarlarıyla baştanbaşa doludur. O kadar ki, toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Bu yüzden de, bu vatan bizim en mukaddes, en sevgili varlığımızdır. Canımızı, canımızdan çok sevdiğimiz insanları, varımızı yoğumuzu Allah'a seve seve veririz. Esasen her şeyi bize veren Allah'tır. İstediği zaman da elimizden alır. Onun emrine karşı gelmek, isyan etmek aklımızdan geçmez. Fakat Allah'tan bir tek dileğimiz vardır: O da bizi yaşadığımız sürece vatanımızdan ayrı düşürmemesidir.

Şair, sekizinci kıtada Allah'a hitap ediyor. Şairin Allah'tan yegane dileği, mabedinin göğsüne yabancı (düşman) eli değmemesidir. Camilerimiz ve mukaddes saydığımız bütün varlıklarımıza düşman eli değmemelidir. Bu ezanlar ebediyen, Türk yurdunun üstünde inlemelidir. Ezan sesi hiçbir zaman susmamalıdır. İslamiyet’in beş şartından biri de kelime-i şahadet getirmek, yani "eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulühü" demektir. Günde beş vakit okunan ezan'ın mana ve muhtevası içerisinde kelime-i şahadet de vardır. Bir insanın Müslüman olması için kelime-i şahadet getirmesi şarttır. Ezan ve kelime-l şahadet olmayınca, İslamiyet de olmaz.

Dokuzuncu kıtada, ezan sesleri, yurdumuzun üstünde inlediği müddetçe şehitlerimizin de ruhlarının şad olacağına işaret ediliyor. Ezan sesi, sadece yaşayanlara değil, ölülere, hatta onların mezar taşlarına bile tesir eden yüce bir mana taşır. Şehit atalarımızın maddeden tecerrüt etmiş (sıyrılmış) ruhları yerden fışkırarak ezan sesiyle ayağa kalkacak ve arşa yükselecektir.

Son kıtada şair, zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalanmakta, şafağın kırmızılığıyla adeta yarış edercesine, gökyüzünü Kızıl renge boyamaktadır. Türk ırkı, yeniden hürriyetine ve istiklaline kavuşmuştur. Artık onun için yıkılmak, yok olmak düşünülemez. Bayrağımız göklerde dalgalanmaya başladığı için, şehitlerimizin kanlarını helal edebiliriz. Zira hedefe ulaşılmış, yüce gaye gerçekleşmiştir. Kısacası zafer kazanılmıştır. Esasen bu Allah'a tapan ve doğruluktan ayrılmayan büyük Türk milletinin en tabii hakkıdır.

Böylece Şair, şiir boyunca vatanımızın kutsiyetini, istiklalin mana ve ehemmiyetini bu uğurda canım vermenin her Türk askeri için, bir borç olduğunu ifade etmiştir. Son kıtada da kahraman Türk ordusuna çok yakında gerçekleşeceğini ümit ettiği, büyük zaferin heyecanını yaşatmak suretiyle, onun manevi gücünü son noktasına ulaştırmayı başarmıştır. 

Belirli Gün ve Haftalar>>İstiklal Marşının Kabulü
18.02.2013 11:20
658 Okunma



Bilgi Paylaşım Sitesi 2011